Genel Müdürümüz MET Grup'un Uluslararası Vizyonunu Anlattı

MET Grup olarak uluslararası pazara açılma kararınızın arkasındaki temel motivasyon nedir? 

MET Grup 1988'den bu yana Türkiye'nin enerji altyapısının inşasında pay sahibi oldu. 388 tamamlanmış proje, yaklaşık 7.000 kilometre iletim hattı, 400 kV'a kadar gerilim profilinde tecrübe — bu birikim doğal olarak bir noktada Türkiye sınırlarını aşacak olgunluğa ulaşıyor. Bizim için bu bir "karar anı" değil, biriken kapasitenin doğal yönelimi. Türkiye'de iletim ve dağıtım sektörü olgun bir pazar; bizim bu sektörde edindiğimiz teknik derinliği, çevre coğrafyalarda gelişmekte olan enerji altyapısı yatırımlarına taşımak hem ticari hem stratejik olarak doğru bir adım. Üstelik Türk EPC firmalarının saha disiplini, hız ve uyum kabiliyeti uluslararası arenada ciddi bir rekabet avantajı sunuyor.


En büyük avantajınız ne olacak?

Üç temel avantajımız var. Birincisi teknik derinlik: 400 kV'a kadar uzanan iletim hattı tecrübesi, 900 MVA üzeri trafo gücü kurulumu, ve TEİAŞ, Enerjisa, Cengiz Enerji, Rönesans-Total gibi Türkiye'nin en zorlu işverenleriyle çalışmış olmanın getirdiği disiplin. İkincisi coğrafi uyum kabiliyeti: Türkiye'de çalıştığımız sahalar — dağlık arazi, sismik bölgeler, sert kış koşulları — bizi pek çok hedef coğrafyaya doğal olarak hazırladı. Üçüncüsü ve belki en önemlisi 2025 yılında NATO yeterliliğini aldık. Bu, uluslararası sahnede MET Grup'un teknik ve operasyonel standartlarının bağımsız bir otorite tarafından tescil edilmesi anlamına geliyor. Türkiye'de bu yeterliliğe sahip firma sayısı oldukça sınırlı.


Güveni uluslararası müşterilere nasıl aktaracaksınız?

Güven anlatılarak değil, gösterilerek aktarılır. Bizim avantajımız şu: 38 yıllık portföyümüz şeffaf, denetlenebilir ve sahada görülebilir durumda. Türkiye'nin en kritik altyapı işverenleri olan TEİAŞ, EDAŞ'lar ve büyük özel sektör enerji gruplarının referansları somut. Ayrıca uluslararası teknik standartlarla — IEC, IEEE — uyumlu çalışma pratiğimiz zaten yerleşik; biz bu standartlarda iş üretmeye yabancı değiliz. NATO yeterliliği de bu güvenin kurumsal bir tescili. Bunun ötesinde, hedef pazarlarda yerel ortaklıklarla risk paylaşımı modelleri kuruyoruz — Ukrayna'da kendi yerel şirketimiz mevcut, başka coğrafyalarda da yerel iş gücü ve operasyonel ortaklıklar üzerinden ilerliyoruz. Müşteri için en güçlü güvence, sahada birlikte çalıştığı ekibin aynı standartla iş üretebilmesidir.


Önümüzdeki 3 yılda MET Grubu nerede görüyorsunuz, hedef pazarlar ve proje tipleri neler?

Hedef coğrafyamız Türkiye'nin yakın çevresi. Ukrayna'da savaş öncesi kurduğumuz, yerel ihalelere girebilecek lisanslara sahip şirketimiz hâlâ pasif olarak hazır bekliyor; bölgenin yeniden yapılanma sürecinde ciddi bir aktör olabiliriz. Balkanlar'da NATO bünyesindeki projelere aktif teklif veriyoruz — orada referans projeler kazanmak öncelikli hedefimiz. Orta Asya, Kafkasya ve seçili Ortadoğu pazarları da yakın takipte. Proje tipi olarak iki ana kulvarda ilerleyeceğiz: birincisi geleneksel güçlü alanımız olan iletim hatları ve trafo merkezleri — yüksek ve orta gerilim. İkincisi ise hızla büyüyen RES ve GES alanlarında EPC işleri — yenilenebilir enerji yatırımları her hedef coğrafyada büyüyor ve bizim teknik altyapımız bu işlere doğrudan uyumlu.


Uluslararası pazar açılımıyla ilgili olarak sizi en çok heyecanlandıran nokta nedir?

Beni en çok heyecanlandıran şey şu: Türk mühendisliğinin, Türk işçiliğinin ve Türk saha disiplininin başka coğrafyalarda da iz bırakacak olması. MET Grup 38 yıldır Türkiye'nin enerji altyapısının yapı taşlarını döşedi — direkler, hatlar, trafo merkezleri, dağıtım şebekeleri. Önümüzdeki yıllarda bu izi başka ülkelerde de görebileceğiz. Bu sadece bir ticari büyüme değil; aynı zamanda uzun yıllar bu işin emeğini veren mühendis arkadaşlarımız, saha ekiplerimiz, teknisyenlerimiz için de bir kapı açıyor. Onların kazandığı tecrübenin uluslararası sahnede karşılık bulduğunu görmek, bence bir şirket için en anlamlı büyüme şeklidir. Sayılardan, cirodan, ihale rakamlarından çok daha kıymetli olan bu.