RES ve GES yatırımlarının arkasındaki görünmez kahraman
Yenilenebilir enerji denildiğinde insanların aklına önce rüzgar türbinleri ve güneş panelleri geliyor. Çok haklılar, çünkü görünen kısım orası. Ama bu yatırımların değer üretebilmesi için üretilen elektriğin şebekeye taşınması gerekiyor. İşte bu taşıma altyapısı, tesis ettiğimiz EBOP (electrical balance of plant / santral elektrik işleri) altyapısı ve EİH/ENH'lar (Enerji İletim/Nakil Hatları) yani bağlantı hatları sayesinde mümkün oluyor.
Bir RES ya da GES sahası kendi başına bir ada gibidir; EBOP o adanın içindeki elektrik iskeletini kurar, EİH/ENH ise o adayı şebekeye bağlayan köprüdür. İkisi birlikte olmadan enerji üretimi ekonomik değere dönüşemez. Türkiye'nin yenilenebilir enerji kapasitesi günümüz itibariyle ciddi bir noktaya geldi. MET Grup olarak bu büyümenin görünmeyen ama vazgeçilmez tarafındayız.
Bir yenilenebilir enerji yatırımcısı için en kritik üç şey vardır: yatırımın takvimi, devreye alma süresi ve şebekeye bağlanma garantisi.
EBOP, santralin saha sınırları içindeki tüm elektrik altyapısını kapsar; trafo merkezi, şalt sahası, koruma sistemleri ve iç bağlantı kablolaması bu işin bileşenleridir. Bağlantı hatları ise santral sahasından çıkıp TEİAŞ şebeke bağlantı noktasına uzanan, projenin ölçeğine ve konumuna göre orta ya da yüksek gerilim seviyesinde tesis edilen hatlardır.
Yatırımcı bu altyapıyı zamanında ve doğru kurmadığı sürece santral yüksek kapasitede olsa da enerji satışı yapamaz ve bu durumda her geçen gün gelir kaybı anlamına gelmektedir. Biz tam bu noktada devreye giriyoruz; mühendisliğinden devreye alınmasına kadar tüm süreci anahtar teslim üstleniyoruz
Her iki yatırım türünün de kendine özgü zorlukları var.
RES projeleri çoğunlukla dağlık, rüzgarlı, ulaşımı zor coğrafyalarda kuruluyor; bu da hem lojistik hem montaj açısından ciddi planlama gerektiriyor. GES projeleri ise geniş düz alanlara yayılıyor, ancak panel sayısının fazlalığı nedeniyle DC-AC dönüşüm, dağıtım ve toplama altyapısı son derece detaylı bir mühendislik istiyor.
Her iki tipte de en kritik nokta, üretilen enerjinin verimli, kayıpsız ve güvenli bir şekilde şebekeye taşınmasıdır. Biz Türkiye'nin farklı coğrafyalarındaki RES ve GES projelerinde edindiğimiz deneyimle bu zorlukları öngörülebilir hale getiriyoruz.
Sürdürülebilirliği biz pazarlama dili olarak değil, iş modelimizin merkezi olarak görüyoruz.
Türkiye'nin enerji dönüşümü hedeflerine ulaşması aynı zamanda iletim altyapısının yeterliliğine bağlı. Bir ülke yenilenebilir kapasitesini artırabilir ama o kapasite şebekeye bağlanmadan ekonomiye değer üretmez. MET Grup olarak bu denklemin saha içi elektrik altyapısından depolamaya, oradan şebeke bağlantısına uzanan zincirin her halkasında faaliyet göstererek enerji dönüşümünün kalıcı olabilmesi için sorumluluk üstleniyoruz.
Bu bizim için stratejik bir konum; çünkü her bir RES ve GES yatırımında, EBOP, projesine göre depolama tesisi ve bağlantı hattı ihtiyacı mevcut.
İki yönlü ilerliyoruz.
İçeride; Türkiye'deki büyük ölçekli RES ve GES yatırımlarının iletim altyapısını kurmaya devam edeceğiz. Bu alanda referans portföyümüz her yıl büyüyor.
Dışarıda ise yenilenebilir enerji yatırımları her hedef coğrafyada büyüyor; özellikle Balkanlar, Orta Asya ve Ukrayna'nın yeniden yapılanma sürecinde RES ve GES EPC işleri ciddi bir potansiyel barındırıyor. NATO yeterliliğimiz ve uluslararası teknik standartlara uyumumuz bu açılımda doğal bir dayanak.
Önümüzdeki üç yıl içinde MET Grup'un yenilenebilir enerji altyapısındaki rolünü hem yurt içinde hem yurt dışında ölçek olarak büyütmeyi hedefliyoruz.